Yazılar

Bloglar

3 October, 2017
Soğuk İçecek Yapımı

Uzun zamandır üzerine düşündüğüm ve kendi halimde faaliyete geçirdiğim bir konu üzerine yazmak istedim.

İÇECEKLER!

Mevsim koşulları her yıl daha da ağırlaşırken, sıcaklarda sıvı tüketimi ihtiyacımız artıyor. Yakıcı güneş, bunaltıcı derecede basık akşamlar vücutlarımızda sıvı kaybına sebep oluyor. Bizlerde hazır tüketim ürünlerden faydalanıyoruz. Kadın, erkek, çocuk ve yaşlılar olarak vücudumuzu renklendirici ve ilave glikozla yüklüyoruz. Oysa çok değil bundan 20 yıl önce her şey çok daha farklıydı. Alım gücü insanoğlunu tüketime ve tembelliğe sürüklüyor. Anneannemin bize yaptığı soğuk çayları hala hatırlıyorum. Akdeniz bundan 20 yıl önce de bir hayli sıcak ve nemliydi ve biz evimizin mutfağında yapılan soğuk çayla ferahlardık. Yada bahçe kenarında kendi kendine çıkan reyhan otu şerbetini içerdik. İster pancar şekeri kullanılsın ister tatlandırma için tarçın kökü. Hiç biri katkı maddesi içeren hazır tüketimler gibi zarar vermez insülin sistemimizi bozmazdı. Diyeceksiniz ki yaz bitti şimdi mi söylenir bu?! Haklısınız ama denemem gerekiyordu. Mağazamızı ziyaret edip hayatımızın bir noktasına değmiş olan herkes bilir ki biz her tarifi önce kendimizde dener sonra misafirlerimize ikram eder nabız ölçeriz. Mutlak memnuniyeti yakaladığımızda ise bunu bize ulaşmak isteyenlerle paylaşırız. Velhasıl yaz kış hem pratik hem ev ortamında güvenle hazırlanabilecek hatta misafir sofralarına çıkartılabilecek birkaç içecek tarifi paylaşmak istiyorum.

Reyhan Otu Şerbeti Malzemeler:

• 1 Demet reyhan otu

• 7 Çorba kaşığı toz şeker

• 4-5 Adet karanfil

• 1.5 Litre kaynamış su

• 1 Çorba kaşığı limon tuzu

Yapılış: Büyük ve kapaklı bir kabın içerisine şekeri, karanfili ve limon tuzunu ilave edin. Üzerine 1.5 litre kaynamış sıcak suyu dökün ve malzemeler suda eriyene kadar karıştırın. Sıcak karışımın içerisine reyhan otunu da ekleyin ama dokunmayın. Reyhan otu hassas bir bitkidir. Sıkmaya ve karıştırmaya gelmez. Reyhan otunu da suya bıraktıktan sonra kabın kapağını kapatarak soğumaya bırakın. Su soğuduğunda bir sürahinin içerisine süzgeç yardımıyla kaptaki malzemeleri dökün. Karşınıza sıcak suya klorofilini bırakarak şeker pembesine dönmüş Reyhan Şerbeti çıkacak. Buzdolabında soğuttuktan sonra afiyetle içebilirsiniz. Glikoz şurubu ve gıda boyası içermeden kendinize pembe bir içecek yapabildiğinizi göreceksiniz.

Limonlu Soğuk Çay Malzeme:

• 2 Adet Limon

• 1 Su bardağı çay demi (Soğutulmuş)

• 7 Çorba kaşığı şeker

• 2 Litre Su (Oda sıcaklığında)

Yapılış:

Bir kabın içerisine limonların suyunu sıkıp dökün, üzerine kabuklarını da doğrayıp ilave ettikten sonra çay demini ve şekeri ekleyip karıştırın. Suyu da ilave ettikten sonra Buzdolabında istediğiniz soğukluya gelene kadar bekletin ve süzgeç yardımıyla sürahiye alıp servis edebilirsiniz. Afiyetler olsun.

Yasemin Şerbeti Malzeme:

• Yasemin çiçekleri

• 1 Adet limon

• 3 Su bardağı toz şeker

• 5 Su bardağı su

Yapılış:

Yasemin çiçeklerini ve yapraklarını zedelemeden yıkadıktan sonra derin bir kaba alıp şekeri ilave ettikten sonra limonu da ekleyip karışımı kapta ovuyoruz. Karışımı cam kavanoza alıp üzerine suyu ilave ettikten sonra şerbeti süzgeç yardımıyla sürahiye koyup buzdolabında istediğimiz soğukluğa gelene kadar bekletip servis ediyoruz. Afiyetler olsun.

0 Yorum
Bloglar

3 October, 2017
Cilde Sağlıklı Görünüm Kazandıran Pratik Maskeler

Cilde Sağlıklı Görünüm Kazandıran Pratik Maskeler

Çilek Maskesi:

Bir kasenin içerisinde 3-4 adet çileği ezin, üzerine 1 tatlı kaşığı bal ilave edip karıştırın. Karışımı cildinize kalın bir tabaka halinde oval masajlar yaparak uygulayın. 15 beklettikten sonra duru su ile yıkayın. Doğal peeling etkisiyle siyah nokta oluşumunu engelleyerek cildinizi yumuşatacak ve esneklik kazandıracak. Hafta da 2 uygulama yeterli olacaktır.

Hücreleri Uyarak Besleyici Maske:

Kase içerisine bir yemek kaşık bal, bir yemek kaşık maden suyu, bir çay kaşığı gül suyu ve bir yemek kaşığı yoğurt ilave edip karıştırın. Karışımı cildinize oval masaj yöntemiyle uygulayarak 20 dakika beklettikten sonra duru su ile yıkayın. Hücrelerin canlanıp sıkılaşmasını sağlayarak cildinizi sağlıklı bir görünüme kavuşturabilirsiniz. Haftada 2 uygulama yeterli olacaktır.

Yumurta Maskesi:

Bir adet yumurta akını bir kasede çırparak köpürtün. Köpüğü cildinize masaj yöntemiyle uygulayarak 30 dakika bekletip duru su ile yıkayın. Cilt sarkmalarının hızla toparlandığını ve cildinize sağlıklı gergin bir görünüm kazandırdığını göreceksiniz. Haftada 2 uygulama yeterli olacaktır.

Kişisel Cilt Bakım Önerisi:

Göz kapağı ve çevresine kayısı çekirdeği yağı ile masaj yapıldıktan sonra cildin kalan kısımlarına aynısefa çiçeği yağı uygulanır. Cilt doğal yağları hızla emer bu sebeple akşamları cilde bu yağlarla yapılacak masaj sonrası su ile yıkamaya gerek kalmaz. Sabah kalktığınızda ise yüzünüzü duru suyla yıkadıktan sonra mutfağınızdaki yemeklik zeytinyağınızdan bir damla ile nemlendirebilirsiniz. Kayısı Yağı: Göz çeresinde oluşan morluk, yorgunluğa bağlı göz torbaları oluşumu ve kaz ayaklarının oluşumunu engeller.

Aynısefa çiçeği Yağı:

Ciltte akne ve sivilce oluşumunu engellerken aynı zamanda güneş, rüzgar ve doğum kaynaklı cilt lekelerini yok eder.

Zeytinyağı:

Cilde yüklediği E vitamini ile cildi esnekleştirerek mimik oluşumu ve kırışıklıkların oluşumunu engellerken aynı zamanda cilde canlı ve parlak bir görünüm kazandırır. Cildinize her gün zeytinyağı sürebilirsiniz. Sizi güneşin kanserojen etkilerinden koruyarak cilt kanseri olma riskinizi azaltır. Kayısı Yağı Ve Aynısefa Çiçeği kullanım önerisi olarak; iki gece kullan bir gece ara ver periyodunda uygulanabilir.

0 Yorum
Bloglar

23 May, 2017
Cilt Bakımı


Her insanın 20’li yaşından itibaren yapması gereken bir bakımdır. Estetik görünüş bir tarafa sağlık açısından bakımın önemi büyüktür. Cildi etkileyen birçok faktör bulunur, bunların başında sigara ve alkol tüketimi, stres, uyku düzensizliği ve beslenme bozukluğu gelir. Son dönemler de ise listeye küresel ısınmaya bağlı ani hava değişimleri de eklendi. Tüm bu faktörler bir araya geldiğinde yaşınız genç olsa bile mat solgun ve hastalıklı görünen bir cilde sahip olursunuz. Aynaya baktığınızda yaşadığınız mutsuzluk günlük yaşantınızı etkileyeceği gibi ileri boyutlara vardığında depresyon çıkmazına girmenize sebep olabilir. Son dönemler de başlayan kimyasal ve lazerli cilt bakımları zamanınızı fazlasıyla ayırmanız gereken masraflı bir yöntem olmakla beraber kişinin tercihine bağlıdır. Bununla beraber her keseye uygun evde kendinize uygulayabileceğiniz doğanın insanlara sunduğu bitkisel yöntemler de var. Her iki yöntem için de uygulamayı yapacak kişinin kendi cilt özelliğini bilmesi gerekir. Cilt özelliğinizi ölçtürebileceğiniz gibi kendinizi gözlemleyerek de tespit edebilirsiniz. Cilt tiplerini 3 başlık altında toplamamız gerekirse;

* Kuru Ciltler

* Karma Ciltler

* Yağlı Ciltler

Olarak ayırmak mümkün. Her cilt tipine uygun bir bakım şekli vardır. Doğru uygulandığında kişiyi memnun eden bu yöntemler, yanlış ve bilinçsizce uygulandığında kişi de cilt bozulmalarına ve alerjik reaksiyonlara sebebiyet verebilir. Bu nokta da öncelikle cilt tiplerinin açıklamalarını iyi anlamak gerekir. Kuru Cilt: Ciltte bulunan dolgun hücrelerin büzüşüp cilt yüzeyini kırıştırması veya çatlatmasıdır. Genel olarak gözlemleyebileceğiniz belirtiler arasında; banyodan sonra deride oluşan gerilme hissi, derinin büzüşüp susuz kalmış gibi izlenim vermesi, hafif veya şiddetli kabuklanma ve soyulma, kaşıntı ve kızarıklık yer alır. Karma Cilt: Kişilerde en çok görülen cilt tipidir. Yüzün orta kısımlarının(T bölgesi: Alın, çene ve burun) yağlı olduğu, kalan bölgelerin kuru veya normal görünmesi belirleyici özelliğidir. Yağlı Cilt: Parlak ve kalın olup donuk renktedir. Çoğunlukla, kronik olarak yağlı bir ciltte büyük gözenekler, sivilceler ve lekeler vardır. Yağlı cilt siyah noktalara yatkındır. Bu cilt türünde, yağ üreten yağ bezleri aşırı faaldir ve gerekenden daha fazla yağ üretir. Bu yağ yayılır ve cilde yağlı bir parlaklık verir.

0 Yorum
Bloglar

2 December, 2016
Kuzu Göbeği Mantarı

Yağmur Damlasından Toprağa Düşen Şifa: Kuzu Göbeği Mantarı

Morchellaceae familyasına ait yenilebilir bir mantar türü olan Kuzu Göbeği Mantarı ülkemizin kıyı şeritlerinde mart ayından haziran ayına kadar yetiştirilebilmektedir. Kireçli toprak yapısı seven bu mantar türü ormanlık alanlarda yağmur sonraları küçük gruplar halinde ya da tek tek görülebilirler. Özellikle yangın geçirmiş ormanlarda sıkça rastlanır. Sezonunda yeterli yağışı almayan toprakta görülmesi zordur. Yoğun yağışlar sonrası yöre halkları orman yürüyüşleri yaparak mantar toplarlar. Bulunması ve toplanması hayli meşakkatli olan bu mantar türü ipe dizilerek kurutulur, özellikle Fransa, Almanya, Belçika, İspanya, İsveç ve Norveç gibi ülkelere ihraç edilir. Ekonomik değeri olan Kuzu Göbeği dünya çapında gurmeler tarafından özellikle tercih edilen bir damak tadıdır. Çiğ olarak yenmesi, yaratabileceği alerjik reaksiyonlar sebebiyle önerilmeyen şifalı mantarımız lüks lokantalarda servis edilen pahalı yemeklerin yapımında kullanılmaktadır. Yaş halinde ipe dizildikten sonra kurutulan Kuzu Göbeği Mantarı değirmende öğütülerek baharat halinde çorbalarda, salatalarda ve sofralarda zeytinyağı eşliğinde tadıma sunulabilmektedir. 8 Yıldır Fethiye Yeşil Üzümlü Köyünde “Bul beni-Ye Beni” Kuzu Göbeği Mantar Festivali düzenlenmektedir. Katılmak isteyenler http://www.fethiye.bel.tr adresinden her yıl düzenlenme tarihlerini takip edebilirler. Dünya pazarında mantarımızın bu kadar kıymetli olmasının sebebi elbette ki sadece lezzeti değil. Genel olarak şifalarından bahsetmek gerekirse; Yüksek oranda kalsiyum, potasyum, sodyum mineralleri içermesinin yanı sıra B1, B2 ve C vitaminleri yüklüdür. Çok eski zamanlardan beri bağırsak rahatsızlıklarının giderilmesinde kullanılmıştır. Et ile yarışabilecek derece de protein yüklüdür. Yüksek protein içermesi sayesinde hücre yenileme özelliği bulunan kuzu göbeği mantarı, alzheimer ve kansere karşı da tüketilmektedir. Zihni dinç tutmak ve görme duyusunu güçlendirmekte önemli özellikleri arasında sayılır. Vücuda yüklediği vitamin ve mineraller sayesinde vücutta halsizlik ve yorgunluk hissinin oluşumunu engeller. Kuzu Göbeği Mantarını tek öğünde yüksek miktarda tüketmek protein zehirlenmesine yol açabilir. Ayrıca Alerjen etkiler sebebiyle dikkatli tüketilmeli ve çiğ yenmemelidir. Güvenmediğiniz yerden asla almayınız. Yörük Pazarı Ailesi olarak Kuzu Göbeği Mantarı kurusunu ve baharatını en güvenilir haliyle siz değerli mağaza ve web sitesi ziyaretçilerimize sunuyoruz. Bilgi ve siparişleriniz için bize ulaşabilirsiniz.

0 Yorum
Bloglar

2 December, 2016
Sığla Ağacı
Yeniden Doğuş’un Simgesi: SIĞLA

    Sizlere 65 milyon yıldır varlığını sürdüren Sığla (Günlük) ağaçlarından bahsetmek istiyorum. Dünya üzerinde endemik bir tür olarak Türkiye'de varlığını sürdüren bu ağacın doğal yaşam alanı Fethiye’den Datça Yarımadası sınırlarına kadardır.

   Sığla ağacının gövdesine belirli derinlik ve uzunluklarda açılan yarıklardan (yöre halkınca yaralar) akan sıvı yüzlerce yıldır ilaç olarak kullanılmaktadır. Aynı zamanda günümüzde ilaç, kozmetik ve gıda sanayiinde değerli bir hammaddedir. Sığla yağının iyileştirici özelliğini keşfeden tarihte ilk kişi Hipokrat olmuştur. Bu yağ sayesinde birçok iç ve dış yaraların iyileşmesini sağlamıştır. Sığla yağının bulundurduğu içeriğin temel olarak iç ve dış yaralara iyi geldiği bilinmektedir. Özellikle Gonore, Egzama, Sedef gibi cilt hastalıklarında ve mide yaraları, ülser ve basur gibi iç yaralarda etkili olduğunu biliyoruz. Antiseptik özelliği sayesinde yaraların üzerini sararak hızlı iyileşme sağlamaktadır. Antik dönemde Fenike’lilerin temel ihraç maddesi olan sığla yağı, insan ve hayvanlarda doğal haşere kovucu olarak da kullanılmıştır. Dünya üzerindeki mumyaların da içlerinin sığla yağıyla kaplanmış olduğu kanıtlanmıştır. Gerekçe olarak vücut bütünlüğünü uzun süre koruma özelliğiyle birlikte etrafa yaydığı hoş koku gösterilmiştir. Sığla ağacının kabuğu buhur ve tütsü olarak kullanılmaktadır. Etrafa yaydığı ferahlatıcı kokunun yanı sıra ortamda haşerat oluşumunu da engellemektedir. Ayrıca cilde uygulandığında yarattığı ışıltı sebebiyle Kleopatra tarafından hamam sonrası “aşk iksiri” adını verdiği nemlendirici olarak da kullanılmıştır. Mitolojide de kendine yer bulan sığla ağacı mitolojik bir kuş olan ve kendi küllerinden yeniden doğan Phoenix (Anka), öleceğini anladığı zaman Sığla ağacı dallarını toplamaya başlar, öldükten sonra yanan sığlanın küllerinden bu kuş yeniden doğardı. Phoenix aynı zamanda Muğla ili sınırları içerisinde yer alan bir antik kentin de adıdır. Arkeologlar, ölen insanların cesetlerinin yakılmasının çıkış yerinin Anadolu Neolotik Çağı olduğunu belirtmektedirler. Ölülerin yakılmasının nedenlerinden biri, ruhun öbür dünyaya daha hızlı gitmesi, bedeni daha rahat terk etmesinin sağlanmasıdır. Sığla ağacının yanarken çıkardığı kendine has kokusu, ölen kişinin ruhunu temsil etmesi sebebiyle, ruhun bedenden çıkarken izleyeceği yolun göstergesi de Sığla ağacının tuhaf kokusu olmaktadır. Dolayısıyla ölü yakma kültürünün unsurlarından birinin de Anadolu’nun sığla ağacı olduğu tezi savunulmaktadır. Bu eşsiz şifa kaynağının en doğal halini sizlerin beğenisine sunuyoruz...
0 Yorum